Ne Tatsız!

Ne tatsız bir turnuvaydı. İzleyen hiç kimsenin aklında “Aaa evet şu maç hafızalardan çıkmayacak” ibaresi kalmadı. Hele ki yıldız oyuncu bekleyenlerin ya da bu turnuvaya yıldız etiketiyle gelenlerin sönmesinin hayal kırıklığı oluştu zihinlerde. Bir ikisi dışında kötü oynayan kaleciler, yine bir ikisi dışında kötü oynayan forvetler, mahalle arasında dahi atılmayacak kadar kötü kullanılan penaltılar, hücumu aklına getirmeyen sürekli kontrol ve rakibi tartma peşinde hocalar.. Aslında her şeyden biraz vardı ama futboldan neredeyse hiç yoktu. Ya da görmek istediğimiz seyir zevki yüksek futbol, kabuk mu değiştirmeye başladı?

Bir parmak bal misaliydi her şey. Birkaç güzel hareket, bir iki yaratıcı taktik, nadiren de olsa şahane goller ama geneli kısır döngü içinde pozisyonsuz, mücadele oranı yüksek, izleyenleri sıkan ve sıklıkla “Meksika Dalgası” yapılmasına neden olan oyunlar. Örneğin, dünya şampiyonu olan Fransa’nın 4 golcüsünün -Dembele, Mbappe, Giroud ve Griezmann-, yani yalnızca forvet hattının değeri 300 milyon Euro’dan, diğer bir ifadeyle 1,7 milyar TL’den fazlayken, Fransa’nın 3 grup maçında atabildiği gol sayısı yalnızca 3’tü! Bu kadar kısırlık içinde güzellikler de yok muydu? Olmaz mı? En başında sıcak yaz mevsiminde futbol oynamak için iklimi iyi yerlerden biriydi Rusya, yani turnuva için doğru bir tercihti. Sporcu sağlığı açısından korkutucu sakatlıklar olmadı. Tartışmasız statlar da çok ama çok güzeldi. Ve en güzeli de seyircilerdi. Tabi bu turnuvaya asıl damgasını vuran ise VAR teknolojisi oldu. Bu sayede penaltı sayısında en yüksek rakamlı turnuvayı gördük. Yani; 2018 Rusya’nın yıldızı VAR’dı desek hiç de yanlış olmayacaktır.

Enteresan istatistikler ve görüntüler de vardı elbette. 4,2 milyon nüfusa sahip Hırvatistan’ın final oynaması, kupayı kazanan Fransa’nın neredeyse tamamının Afrika kökenli oyunculardan oluşması, Fransa ve Hırvatistan Cumhurbaşkanlarının final maçındaki dostane görüntüleri, Fransa’nın, ikincilik ödülünü alan Hırvatistan’ı alkışlarla podyuma göndermesi, final maçında sahaya giren seyirciler, kupa töreninde bardaktan boşanırcasına yağan yağmur, hemen hemen tüm maçlarda oluşan fair-play görüntüleri, iç içe güle oynaya maç izleyen seyirciler, gururumuz Cüneyt Çakır hocamızın 2. kez dünya kupasında yarı final yönetmesi, yardımcı hakemlerin talimat gereği çok ama çok geç karar verdiği ofsaytlar, VAR’la alınan, değiştirilen kararlar, oyuncuların VAR nedeniyle kendilerine verdiği çekidüzen.. Liste uzayıp gider aslında ama yazının başında da belirtildiği gibi birkaç cümleyle sınırlı bir parmak bal gibiydi her şey.

Yine de her şeye rağmen futbolsuz geçen yaz aylarında, tüm sporseverlerin, ekran başına ve statlara akın ettiği bir organizasyon oldu. Bunca futbolsuzluğa rağmen bir altın on bir de oluştu. Artık daha interaktif bir dünyada yaşadığımız için, tüm büyük yayın organları ve başta FIFA, bu 11’leri açıklamaya başladılar bile. Benim ilk on birim ise şöyle;

Courtois (Belçika)

Fernandes (Rusya) Varane (Fransa) Kompany (Belçika) Vertonghen (Belçika)

Modric (Hırvatistan) Perisic (Hırvatistan)

Mbappe (Fransa) Griezmann (Fransa) Hazard (Belçika)

Lukaku (Belçika)