Abdurrahman ERZURUM Abdurrahman ERZURUM Genel Yayın Yönetmeni aerzurum25@gmail.com

KAVGAYI KİM İSTER?

15 Temmuz darbe girişiminden buyana iki yıl geçti. FETÖ ile mücadele hız kesmeden devam ediyor. Bir yandan açılmış davalar sonuçlanırken diğer yandan bu örgütle bağlantılı yeni isimler tespit edilip yargılanıyor. 250 canımıza mal olan kanlı darbe girişiminin ardından bazıları örgütten koparken bir kısım iltisaklı ise hala örgüt adına çalışmaya devam ediyor.

Hala devlet kurumlarına sızmaya çalışıyorlar, kurum içinde ve dışında ortaya çıkmamış elemanları ile hedefleri doğrultusunda çalışıyorlar. Bu konuda çok uyanık ve dikkatli olmalıyız. 
Şu anda bu bin bir surat hainlerin en önemli faaliyetleri ise mevcut iktidarı toplum nazarında yıpratmak, toplumdaki sevginin yerine korku, endişe ve tedirginlik oluşturmaktır.

Son günlerde bu konuda çalışmalar hızlanmıştır. Yıllardır Cumhurbaşkanı Erdoğan ve AK Parti hakkında diğer islami grup ve cemaatleri yanına çekmeye çalışan hain FETÖ “kendilerinden sonra sıranın başka cemaatlere geleceği” yaygarasını koparıyordu. Bu şekilde 15 Temmuz ve kritik seçimlerde görüldüğü üzere o kutlu davanın en çekirdek bağlılarını, şu anda da “acaba” dedirtmeye çalışıyorlar. Toplumda bir güven bunalımı oluşturmaya çalışıyorlar.

Niye en çekirdek dedim. Darbe gecesi kimseden emir gelmeden veya geldikten hemen sonra sokaklara çıkanlar ve şehit olanlar incelendiğinde ne demek istediğim anlaşılacaktır.

İlk şöyle başlayalım. Bir kere bugüne kadar resmi bir statüsü olmadığı için gayri resmi çalışan, veya dernek vakıf kurs gibi oluşumlarla faaliyetlerini gerçekleştiren tasavvuf ehli (tarikat ve cemaatler) bu durumda olmayı istememişlerdir. Kapatalım dediğiniz cemaat ve tarikatlar bin yıılık kadim geleneğiz. Sadece İnsanımıza değil insanlığını unutmuş insanlara mücalla dinimizi sevdirerek yanlışlardan kurtulmalarına dimi doğru öğrenmelerine vesile olmuşlardır.zaten tekke ve zaviyeler kanunu ile de yasal olmaları önü kesilmiş ama tasavvuf çalışmaları devam etmiş aynı sadelik ve güzellikle eksikler olabilir hizmet vermeye devam etdiği bir gerçektir.

Denetleme ve kontrol altına alma merakından önce tanıma ve tanımlama gereği daha acil bir gündemdir. Burada bir zihin kırılması gözlemlenmektedir. En “İslamcı” bilinen bazı “aydınlarımız” bile bu kırılma ile toptancı bir yaklaşım ile bazıları bu toprakların ruh kökü olan tasavvufi yapılara ve cemaatlere şaşkınlık verici düzeyde saldırabilmektedir.

Bundan çok önce, toplumdaki manevi bozulma had safhadayken, Ezanı Muhammediyye bile aslına uygun okunamazken, kızıl türküler ve bayraklar revaçtayken, Necip Fazıllar, Said-i Nursiler, Abdülhakim El-Hüseyniler, Mehmet Zahit Kotkular, Mahmut Esad Coşanlar, Süleyman Hilmi Tunahanlar vb. bir çok isim bugünlerin en büyük manevi mimarlarından olmuşlardır. 
Peki bunların içine FETÖ’yü de katamaz mıyız? 

Başlangıçta bir kısım insanımız tarafından böyle zannedilmiştir. Şu an her şey daha açık bir şekilde ortaya çıkmıştır ki başından beri bu örgüt belli bir amaç için birileri tarafından kurgulanmış bir oluşumdur. Bu örgüt, hiçbir zaman diğer cemaatleri ve Diyanet İşleri Başkanlığımızı kabul etmemiş, yaşamalarına izin vermek istememiş ve hedef tahtasına oturtmuştur. Kendi anlayışından, liderinden, yolundan başkasını kabul etmemiştir. Kur-an-ı Kerim’in emirleri ortadayken hocalarının içki, başörtüsü, namaz kılmama gibi izinleri ile Allah’ın emir ve yasaklarını değiştirenlerin hükmüyle anılmışlardır. Yardım toplama, kurban ibadeti, eğitim, cemaat, hizmet vb ne kadar manevi değer varsa hepsinin içini boşaltmış ve hain emelleri için kullanmışlardır.

Neyse konumuza dönecek olursak, dün adam yerine koymayıp, her alanda önlerine takoz koyduğu cemaatlerden destek bulmaya çalışan bulamayınca da fitne çıkarmaya başlayan FETÖ’nün kriptoları hala bu konuda ümitlerini kesmemişler ve çalışmaya devam etmektedirler.

Son dönemde birilerinin konjöktürün verdiği yetkiye dayanarak işi gücü bırakıp, Türkiye’nin sosyal bir gerçeği olan cemaat ve tarikatları diline dolamasını fırsat bilmektedirler. Gerek sosyal medyada gerekse açıktan bu propagandayı yapmaktadırlar.

Çok şükür bugüne kadar bu yalan, iftira ve fitne girişimine hiçbir aklı başında islami cemaat kulak asmamıştır. Asmamaya da devam edecektir.

Hiçbir kurum veya insan eksizsiz mükemmel değildir. Elbette eksikleri veya hataları vardır. Rüşvet alan polis, tacizde bulunan öğretmen, terörist cenazesine giden siyasetçi var diye tüm polisleri, öğretmenleri ve siyasetçileri kötü ilan etmek çare değildir.
FETÖ cemaat veya tarikat değil bir terör örgütüdür.
Toplumum kurum ve kişilere bakış açısı bellidir. Kimse eleştirilmez ve hatasız değildir. Önce kendi hatalarımıza, kurumlarımıza ve anlayışlarımıza bakmamız gerekiyor. Bu oluşumlar neden ortaya çıkmış buradan düşünmeye başlamak gerekiyor.

Din algısı ülkemizde ve dünyada kesin hatları çizilmiş ve sınırları belli bir durumda değildir. Bugün hadis-i şerifleri,dört hak mezhebi kabul etmeyen, bazı ayetleri tarihsel kabul edip Kur’an-ı Kerim’i (haşa) elden geçirme peşinde olan vahhabi zihniyetli, selefi anlayışlı onlarca farklı görüş türmiştir. DAEŞ, El Kaide gibi terör bağlantılı algı artmaya başlamıştır. İslam ile terör aynı kefeye konmaya çalışılmaktadır. Deist anlayış gençlerimiz arasında yaygınlaşmıştır. Ya da yaygınlaştığı iddiası ile reklamı arttırılmıştır. İnsanımızda kötü örneklerden kaynaklı, dine ve dini kurumlara karşı soğukluk oluşturma çalışmaları hızlanmıştır.

İşte tam da bu nedenle, Kuran-ı Kerim ve Sünnet-i Seniyye ile sağlam itikad noktasında aynı düşünenler usül ve fetva noktasında aynı düşünmeseler bile birbirlerini sistemin dışına itmeye çalışmamalıdır.

Sözün özü her konuda olduğu gibi dini hizmetlerde de bir otorite, devlet mekanizması olmalıdır. Bu mekanizma, denetim, yönetim işlevi görmelidir. Gruplar resmi statü tanınarak yasal zemine çekilmelidir. Yardım, ticari faaliyet, sosyal faaliyet, gelir, gider durumları, hepsi kayıt altına alınmalıdır. Ortak çalışma grupları olmalı, uygulama ve düşünce hataları giderilmelidir. Kurum ve oluşumların güçlü ve eksik yanları birlikte tamamlanmalıdır. Amatör ve gönüllü ruhun dinamizmi ile devletin gücü birleşmelidir artık.

Bunlara kimsenin bir şey dediği yok. 
Bu gönüllü kuruluşların bağlıları bir kısım yasakçı, islam düşmanlarının fırsat bu fırsat “hepsi kapatılsın”, “hepsine operasyon yapılsın” söylemine, hain FETÖ’cülerin “sıra size de gelecek” fitnesine, Hadis-i Şerifleri, hak mezhepleri ve hatta Kur’an-ı Kerim’in bir kısmını dahi kabul etmeyenlerin “şirktir, küfürdür” heyezanlarına alışıktır zaten kulak asmaz.
Benim dediğim başka bir hayal kırıklığı.

İçerde ve dışarıda düşmanlar çoğalıyor ve boş durmuyorlar. Zaman ötekileştirme, sistemin dışına itme zamanı değil. Zaman birleşme, farklı düşünceleri bir potada eritme, dayanışma dönemi.
Vakit kavga etme değil, birçok noktada aynı düşündüğümüz kardeşlerimizle kutlu hedefe omuz omuza yürüme zamanı. Biz dün birlikte vardık, yarın da birlikte olmaya devam edeceğiz.

Son zamanda cemaatleri de kastederek sıkça sorulan soru “Sıra kimde?” İşte ona bir cevap verelim; Sıra, Afganistan, Irak, Suriye’den sonra Türkiye’de...

İsterseniz “bu anlaşmazlığı kim ister” diye 10 dakika düşünün. Doğruyu siz de bulacaksınız.

Abdurrahman ERZURUM07 Ağu 2018

KAVGAYI KİM İSTER?

Abdurrahman ERZURUM23 Tem 2018

DALGACI ÖĞRETMEN

Abdurrahman ERZURUM15 Tem 2018

15 TEMMUZ VE NİYETLER

Abdurrahman ERZURUM13 Tem 2018

Haydi Ayağa Kalk CHP!