Abdurrahman ERZURUM Abdurrahman ERZURUM Genel Yayın Yönetmeni aerzurum25@gmail.com

15 TEMMUZ VE NİYETLER

İnsanların en doğal hali karşılaştıkları beklenmedik olaylara gösterdikleri ilk tepkilerdir. Çoğu zaman söylemler ile davranışlar farklı olabilir.
Hepimiz çok sabırlı bildiğimiz kişilerin bazı olaylar karşısında nasıl çileden çıktığına veya çok cesur olarak bilinen kişilerin bazen aşırı ürkek tepkiler verdiğine şahit olmuşuzdur.
O ilk an çok önemlidir. İnsanın kalibresi tüm çıplaklığı ile ortaya saçılıverir. Sonra ne yaparsan yap, o anı düzeltemezsin.
Korku anında iki farklı tepki oluşabilir. Kork, kaç, panik veya kork, savaş, öfke..
Liderler böyle zamanlarda ortaya çıkar. Herkes ümitsizliğe, çaresizliğe, korku ve paniğe kapıldığında o herkesten farklı düşünür ve davranır.
Tarihimiz böyle liderler ve olaylarla doludur.
Çok geriye gitmeye gerek yok. Bundan tam 2 yıl öncesine bakalım.
Bir gece kimsenin beklemediği anda uçaklar, bombalar, silah sesleri ile irkildi ansızın milletimiz. Önce ne olduğunu anlamaya çalıştı herkes ve merak içinde TV ve haber sitelerine saldırdı. Görüntüler hiç iyi değildi. Yollarda tanklar, askeri araçlar geziyordu. İstanbul ve Ankara’da savaş uçakları evlerin üzerinden geçiyor, çevreden bomba ve silah sesleri geliyordu. Belli ki ülkede 27 Mayıs gibi, 12 Eylül gibi bir darbe oluyor ve ülke yine karanlığa sürükleniyordu. Yaşlılar o günleri akıllarından geçirdiler. Menderes akıllara geldi hemen. Bundan sonra her şey olabilirdi.
Ve imtihan başladı dedi bir ses..
Sonra tepki geldi. Kimi tv başından ayrılamadı, kimi hiçbir çağrı, davet beklemeden kimi de emri aldıktan sonra sokağa koştu.
Yüzyıllar önce de böyle olmuştu
Bin atlı ve zırhlı müşrik ordusunun karşısına tereddüt etmeden çıkan, canlarını yoluna feda ettikleri Peygamberlerine "Biz sana inandık. Artık siz ne dilerseniz emrediniz. Seni gönderen Allah hakkı için artık denize girersen, seninle beraber biz de gireriz. Hiç birimiz geri kalmayız. Biz düşmana karşı durmaktan çekinmeyiz.” diyen üç yüz kişinin takipçileri sahneye çıkmıştı.
50.000 kişilik bir kuvvetle 200.000 kişinin karşısına çıkan ordusuna beyaz kefenler içinde “Bugün ben sizlerden biriyim ve sizlerle birlikte savaşacağım. Bugün burada Allah’tan başka bir sultan yoktur. Ya zafer kazanırız, ya şehit olarak cennete gideriz. İsteyen benimle gelsin, isteyen geri dönsün. Beni takip edenler ve kendilerini Yüce Allah’a adayanlardan şehit olanlar Cennet’e, sağ kalanlar ise ganimete kavuşacaklardır” diyen liderlerin kumaşına sahip torunları sahneye çıkmıştı.
Hem Anadolu’nun temiz insanı ilk kez ölme emri almıyordu ki.. Taarruz etmesini de, savunma yapmasını da yeri geldiğinde ölmesini de bu millet çok iyi bilirdi.
Sonrasını biliyorsunuz. Bu hain darbe girişimi Allah hepsine rahmet etsin, 250 şehit ve 2200 gazi ve milyonların şanlı direnişi ile başarısız oldu ve vatanımız ve milletimiz büyük bir beladan kurtuldu.
Daha sonra mücadele kaldığı yerden devam etti ve bugünlere geldik. Son seçim sonrasında ise artık zaferin ayak sesleri duyulur oldu.
Peki gerçekten öyle mi? Zafer yakın mı?
Sorunlar bitti mi gerçekten?
Peygamberimizin Tebük Savaşı dönüşünde söylediği “Küçük cihattan büyük cihada döndük. Büyük cihad, nefisle mücadeledir” hadisinin muhatabı olmamıza az mı kaldı?
Unuttuğumuz bir şey var. Savaşı kazanabilmenin yolu da yine nefisle mücadeleden geçiyor. Önce savaşı kazanalım sonra nefsimizle mücadele ederiz veya sadece nefsimizle mücadele edelim sonra savaşırız dersek aldanırız.
Yolumuz uzun ve biz daha yeni başladık.
Peki ne yapalım? İlk tepki dedik ya işte onu düzeltmek ile başlayalım yola. Mesela o hain kalkışmanın duyulduğu, öğrenildiği gece verdiğimiz tepkiyi hatırlayarak başlayalım önce..
O gece, ilk anda “Eyvah ne olacak benim halim” diyenler, “Eyvah ne olacak bizim halimiz” diyenler ve “Eyvah ne olacak davamız” diyenler meydanlardaydı omuz omuza. Hangisinden olduğunu ancak sen ve bize şahdamarımızdan daha yakın olan Rabbimiz bilir.
O gün geçti. Herkes ilk anda verdiği tepki ve niyet ile karnesine imtihan sonucunu yazdırdı. Ama önümüzde daha çok imtihanlar var. Belki bizede yarın bir Erol Olçok, bir Ömer Halisdemir olma şansı verilir. Buna göre hazırlanmak lazım.
Ben ve biz yok. Dava var. Her şey O’nun için. O’nun hoşnutluğunu kazanabilmek için. Bizi kızıl elmaya götürecek anka kuşu budur işte.
Niyet böyle olduktan sonra okumaya doyamadığım Bisimit arkadaşımın “Yeryüzü Operasyonu” yazısında kafamıza dank ettirdiği “Şimon Perez’in 1986 yılında “Kuran’ın bahsettiği Müslümanlar gelsin, o zaman düşünürüz” dediklerinden oluruz işte o zaman.
Ortalık dost duman. Zafer anlarındaki “Biz de sizinleydik” deyip ganimet paylaşımının moda olduğu günlerdeyiz. 16 yıldır yaşanan birçok musibette ellerini ovuşturanlar herkesten önde şimdilerde.
Başaramazsak “zafer benimdir” diyenlerin çöplüğü hepimizi bekliyor ona göre...

Abdurrahman ERZURUM07 Ağu 2018

KAVGAYI KİM İSTER?

Abdurrahman ERZURUM29 Tem 2018

KAALE ALINMAYAN YAPTIRIM TEHDİDİ

Abdurrahman ERZURUM23 Tem 2018

DALGACI ÖĞRETMEN

Abdurrahman ERZURUM13 Tem 2018

Haydi Ayağa Kalk CHP!