05 Mart 2018 01:04 | Son Güncelleme: 05 Mart 2018 01:38

Abdurrahman Erzurum yazdı; 'Gün Geldi Afrika'da Hesap Döndü'

Geçtiğimiz günlerde Cumhurbaşkanı Erdoğan başbakanlık yıllarını da sayarsak gerçekleştirdiği 30'un üzerinde Afrika ülkesi ziyaretlerine yenilerini ekledi.

Abdurrahman Erzurum yazdı; 'Gün Geldi Afrika'da Hesap Döndü'

Cumhurbaşkanı Erdoğan; Cezayir, Moritanya, Senegal ve Mali'yi kapsayan Afrika turu gerçekleştirdi.

Bu tur sonucunda ziyarete ilişkin açıklama yapan Erdoğan, " Biz, yeni bir dünya düzeni kurulurken Afrika ile birlikte yürümek istiyoruz. Afrika ziyaretimizde büyük hüsnükabul gördük, samimiyet ve dostlukla karşılaştık. Bu muhabbeti asla karşılıksız bırakmayacağız. Biz, hiçbir ayrım yapmadan Afrika'yı ve Afrikalı kardeşlerimizi seviyoruz." dedi.

Dünya topraklarının %24’lük bir kısmını kaplayan Afrika Kıtasına yapılan ziyaretleri kısa vadede elde edilen kazanımlarla değerlendirmek yetersiz bir bakış açısı olur kanaatindeyim.

Afrika ile Türkiye'nin yıllık ticaret hacminin 2004 yılında 5,6 milyar dolar iken yaklaşık 20 milyar dolara yükseldiği, Türkiye'nin Kara Kıta'daki toplam yatırımlarının değerinin 6 milyar dolardan fazla olduğu doğrudur ve çok olumlu gelişmelerdir. THY'nin, Afrika'da 32 ülkede 51 noktaya seferler düzenlemesi ticari ve kültürel her türlü ilişkinin gelişmesi anlamında oldukça olumludur.

 Fakat bu ziyaretlerin asıl getirisi orta vadede ve uzun vadede gerçek anlamıyla etkisini gösterecek ve gerçek anlamını ve değerini o zaman kazanacaktır.

Bir çok açıdan Osmanlı'nın en büyük padişahlarından olan Abdülhamit Han ile benzerlikleri ve ortak yönleri olan Erdoğan'ın Afrika hassasiyeti ancak bir 100-150 yıl geriden bakıldığında asıl anlamını kazanmaktadır.

Hayat bir tahterevalli gibidir. Bir inersin bir çıkarsın.

Tarihe bir göz gezdirdiğimizde milletimizin de bu tahterevalli denilen oyuncağa birçok kez bindiğini ve defalarca yükseliş dönemleri, duraklama dönemleri ve çöküş dönemleri yaşadığımıza şahit olursunuz.

Şimdi soy kütüklerine bakarak siteleri kilitleyen bir çok kişinin büyük büyük dedelerinin Rusya'dan, Bulgaristan'dan Kırım'dan, Girit'ten, Yugoslavya'dan gelmelerine neden olan halk arasında 93 harbi denen 1877 Türk-Rus Savaşı zamanında başa geçmişti 2. Abdülhamit..

Bu dönemde başa geçen Osmanlı Padişahı 2. Abdülhamit ise bu kötü gidişe dur diyebilmek için çok akılcı bir dış politika izlemiş ve toprak kayıplarını yok denecek seviyeye düşürmeyi başarmıştı.

Dönemin güçlü aktörleri İngiltere, Fransa ve Rusya arasında Almanya kozunu kullanarak son dönemlerini yaşamakta olan koca bir imparatorluğu ayakta tutmaya çalışmıştı.

Afrika’ya yönelik saldırıların en çok yoğunlaştığı dönem 19. yüzyılın sonu ile 20. yüzyılın ilk yıllarıdır. Avrupalı devletler, İngiltere, Fransa, Almanya, Avusturya, Rusya, İspanya, İtalya çok medeni şekilde kıtayı sömürmüşlerdi.

İngiltere, Mısır ve Hindistan’dan sonra, Sudan-Kenya-Rodezya’yı,  Fransızlar, Cezayir ve Tunus, Fas Sultanlığını ele geçirmiş. Fransa, Büyük Sahra – Senegal – Çad – Orta Afrika – Batı Sudan’ı da sömürge imparatorluğuna katmıştı.

İspanya, Fas’tan kuzey kısmını, Moritanya’dan okyanus sahillerini almıştı. Portekiz, Angola ve Mozambik’i almıştı.

Şaşalı Roma günlerinden bugüne kendine gelemeyen İtalya bile Osmanlı’nın Afrika’daki son toprakları Trablus ve Bingazi’ye göz dikmişti.

Tarihin bu acılarla dolu sayfası Osmanlı Devleti’ni uzun bir süre yöneten, Sultan II. Abdülhamid dönemine denk gelmektedir.

Sömürgeci Avrupalılar karşısında Afrika mücadelesini tarihten gelen sorumluluk, insani değerler ve İslam kardeşliği ilkeleri ışığında sürdüren Osmanlı çareyi Panislamizim'de bulmuştu.

Büyük Sultan Abdülhamit Han'a göre Müslüman devletlerin ortak bir kimlik ve düşüncesi olmalıydı. Milletler İslam temelleri üzerinde bir bütün olmalıydılar.

Sultan somut olarak da çeşitli adımlar atmıştır. Öncelikle devletin güvenini kazanmış bazı tarikat şeyhlerini, din adamlarını ve tüccarları Afrika ve çeşitli bölgelere göndermiştir. Bu amaç için basın yayın organlarını kullanmış ve geniş çaplı bir İslam birliği oluşturmaya çalışmıştır. Habeşistan, Trablus ve Bingazi gibi bölgelere para ve silah yardımı yapılmıştır.

Bu çalışmaları kendi varlıkları için büyük tehdit gören sömürgeciler ise en iyi bildikleri şeyi yapmışlar. Fitne çıkarmışlar, karıştırmışlar, medya ve yazarları kullanmışlar, bölmeye parçalamaya çalışmışlar, sonunda da bakmışlar olmuyor, bir darbe ile Sultanı indirerek bu çalışmaları sonlandırmışlardır.

Hatasıyla günahıyla aradan yıllar geçti.. Bunlar elbette tartışılacak ve her olayın içyüzü elbette bir gün ortaya çıkacak.

Sonuçta parkta oynayan en küçük çocuk bile bilir ki, tahterevallide çıkmak için mutlaka inmen gereklidir. Bazı ağırlıklarından kurtulman gereklidir.

Bugün Erdoğan'ın 'Dünya 5'ten büyüktür' haykırışı, "One Minute" ve Kudüs çıkışları, Afrika ve Ortadoğu ülkeleri ile kurulan yakınlık, Azez ve Afrin harekatı yarım kalan bir rüyanın gerçeğe dönüşme başlangıcıdır.

Cennetmekân Abdülhamid Han’ın uykusuz gecelerine şahitlik eden Yıldız Sarayı artık müjdeli olaylara da tanıklık ediyor.

Türkiye dost elini Afrika'ya bir kez daha uzatıyor. Bu sefer daha sağlam ve güçlü. İlişkileri sadece ekonomik temelli ele almak çok yanlış. Ülkelerin kalkınması için başta TİKA olmak üzere bir çok sivil toplum kuruluşumuz sahada bizzat yer alıyor. Su kuyuları açılıyor. Üniversiteler, okullar, hastaneler açılıyor.

Afrika halkı tarım ve sanayi konusunda bilinçlendiriliyor. Eğitim seviyesi artıyor.

Bununla beraber Afrika halkının en büyük sıkıntısı terör. Hani o 100 yıl önceki tanıdık devletlerin son numarası. Bir yandan silah, para, eğitim gibi her türlü destek verilen ve bir türlü bitirilmeyen, bitirilmek istenmeyen terör örgütleri.

İşte artık kabına sığmayan Türkiye'ye bu konuda da çok büyük işler düşüyor. Artık içeride ve sınırlarında terör örgütlerine her türlü müdahaleyi yapabilen ve bu konuda kimsenin yardım veya iznine gerek duymayan devletimiz artık başta Afrika olmak üzere bir çok ülkede süren terör olayları için de aktif rol almalıdır.

Somali ve bir çok ülkede devletlere verilen eğitim ve silah desteği arttırılarak nerede bir kardeş kanı akıyorsa oraya müdahale edebilecek düzeye eriştirilmelidir.

Hep Cumhurbaşkanımızdan yazacak değiliz ya, Son cümleyi de Başbakanımızın bugünkü Manisa konuşmasından alalım.

"Türkiye, teröre karşı gerçek mücadele yapan tek ülkedir. PKK'sı, DEAŞ'ı, PYD'si, YPG'si, bilumum terör örgütleri, korkun Türkiye'den, korkun Mehmetçik'ten. Bu ülkenin, bu milletin birliğini, beraberliğini, kardeşliğini asla bozamayacaksınız. Sizlerin o hain planlarınızın arkasındaki o destekçilerinizi de unutmadık, onlara da gereken hesabı günü geldiğinde soracağız.

Ne diyelim bu ittifaklar, bu güç birlikleri boşa kurulmuyor demek ki...


Kaynak: Ajanshaber

Etiketler: AfrikaAbdurrahman Ezurum