02 Kasım 2017 07:31 | Son Güncelleme: 02 Kasım 2017 07:43

Borca dayalı değil, sağlıklı bir büyüme modeli üzerinde hemfikiriz

Başbakan Yardımcısı Şimşek, ihracatçı olmayan küçük işletmelere dövizle borçlanmayı yasaklayacaklarını belirterek, "Biz borca dayalı bir büyüme modeli değil, sağlıklı bir büyüme modeli üzerinde hemfikiriz, bu konuda hiç tereddüt yoktur." dedi.

Borca dayalı değil, sağlıklı bir büyüme modeli üzerinde hemfikiriz

Ekonomiden sorumlu Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek, Merkez Bankasının alacağı yetki doğrultusunda, ihracatçı olmayan küçük işletmelere dövizle borçlanmayı yasaklayacaklarını belirterek, "İhracatçılara son 3 yıllık ortalama yıllık ihracatlarının belirleyeceğimiz kata kadar döviz veya dövize dayalı borçlanmaya izin vereceğiz. Büyük şirketleri de eğer ihracatçı değillerse, mutlaka finansal korumaya zorlayacağız." dedi.

Şimşek, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonunda Hazine Müsteşarlığı, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK), Sermaye Piyasası Kurulu ve Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının (TCMB) 2018 yılı bütçe görüşmelerinde milletvekillerinin sorularını yanıtladı.

Türkiye'nin 2023 hedeflerinin iddialı olduğunu vurgulayan Şimşek, önemli olanın iddialı hedeflere yönelik çaba göstermek, bu hedeflere ulaşma noktasında gerekenleri yapmak olduğunu söyledi. Bu hedeflerin küresel kriz öncesinde ortaya konulduğunu hatırlatan Şimşek, "Bu hedefler belki 2023 için şu anda iddialı görülebilir ama çabaladıktan sonra başarılabilir." ifadesini kullandı.

Orta Vadeli Program'da (OVP) asla bir kur hedeflerinin olmadığına işaret eden Şimşek, "Oradaki ima edilen kur, tamamen piyasanın şu anda anketler üzerinden öngördüğü kurdur. Bir varsayıma dayanıyor." değerlendirmesini yaptı.

Şimşek, burada önemli olanın büyüme hedefleri ve büyümenin arkasında bunu sağlayacak yapısal adımlar, cari açık, işsizlik, enflasyon gibi konulara çözüm üretme çabası olduğuna dikkati çekerek, OVP'nin bu anlamda içeriğinin zengin olduğunu kaydetti.

BANKACILIK SEKTÖRÜNE YÖNELİK SPEKÜLATİF HABERLER

Bankalara ilişkin her zaman stres testi yaptıklarını ifade eden Şimşek, 6 bankaya ceza konusunun tamamen spekülatif nitelikli bir haber olduğunu dile getirdi. Şu an itibarıyla kendilerine, BDDK'ya veya ilgili bankalara bu yönde iletilmiş bir araştırma ya da soruşturmanın olmadığını aktaran Şimşek, şöyle devam etti:

"Bu konu yine ABD Hazine Bakanı tarafından da yine benzer bir çerçevede düzeltilmiştir. Son dönemde uluslararası bazı basın ajansları birkaç hususta, konuda bu türden haberler üretmeye başladılar. 'Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası (EBRD) da kredileri Almanya'nın zoruyla kesecek' dediler. Halbuki EBRD o hafta Ankara'daydı, ben daha o gün kendileriyle görüşmüştüm. EBRD yönetimiyle Washington'da görüşmüştüm. Bu seneye yakın, gelecek sene için de bir bütçeleme yani Türkiye'ye kaynak ayırma söz konusu. Nitekim hemen çıktılar ve yalanladılar. Son dönemde özellikle bankacılık sektörümüzü hedef alan spekülatif nitelikli, uluslararası kaynaklı bir sürü haber yapıldı. Bu haberlerin çoğu, o haberlere konu olan uluslararası kurum ve kuruluşlar tarafından yalanlandı."

"MERKEZ BANKASINNIN REZERVLERİNİN ARTTIRILMASI GEREKTİĞİ NET"

Merkez Bankasının rezervlerine de değinen Şimşek, "Birtakım kriterler var, hangi kriteri esas alırsanız alın, rezervlerimizin daha da artırılması gerektiği net." diye konuştu.

Bu konuda ideal olarak kendilerinin cari açığı azaltıp daha fazla kaynak çekerek bunu yapmaları gerektiğini belirten Şimşek, Türkiye'de bazı tahminlere göre çok ciddi bir yastıkaltı, atıl duran bir altın stoku bulunduğunu, bu stokun sisteme çekilmesinin yararlı olacağını ifade etti. Şimşek, bunun rezerv çeşitlendirmesi anlamında da Merkez Bankasına yardımcı olacağını bildirdi.

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulunun vekaleten görev yapan üyelerine ilişkin soru üzerine de buna ilişkin çalışmaları kısmen yaptıklarını ve Başbakanlığa ilettiklerini dile getiren Şimşek, sürecin biraz zaman aldığını ancak çalışma bakımından bir sıkıntı bulunmadığını söyledi.

Şimşek, Merkez Bankasının bazı çalışanlarının zorla emekliye ayrıldığı iddialarıyla ilgili, bunu ilk kez duyduğunu ve bu konuda Merkez Bankası Başkanı ile görüşeceğini anlattı.

"TÜRKİYE'NİN BORÇ YÜKÜ İDDİA EDİLDİĞİ GİBİ YÜKSEK DEĞİL"

Başbakan Yardımcısı Şimşek, Türkiye'nin toplam borç stokuna ilişkin de şu değerlendirmelerde bulundu:

"Türkiye'nin genel yönetim anlamında 2017 ikinci çeyrek itibarıyla içinde kamu, finansal kuruluşlar, finansal olmayan kuruluşlar, hane halkı, tamamen bütün borcun milli gelire oranı yüzde 146. Gelişmekte olan ülkelerde bu geniş tanımlı borç stokunun milli gelire oranı en son IMF tarafından açıklanan rakam yüzde 225. Çin'de yüzde 298, Güney Kore'de yüzde 300 civarında, Malezya'da yüzde 221, Macaristan'da yüzde 220, Brezilya'da yüzde 178, Çekya'da yüzde 165, Polonya'da yüzde 163... Bizden daha düşük borçlu olanlar tabii ki var, mesela Hindistan yüzde 105, Meksika yüzde 98 ama birçok gelişmekte olan ülke ile gelişmekte olan ülkeler ortalamasına göre Türkiye'nin borç yükü, genel anlamda söylüyorum, iddia edildiği gibi yüksek değil ama bu 'Biz daha fazla borçlanmayı teşvik edelim' anlamına gelmiyor. Daha fazla borçlanma üzerine bir büyüme kurgusu; asla böyle bir şey söz konusu değil."

Şimşek, dış borç faiz ödemelerinin toplamının 2002 yılında özel sektör ve kamuda 4 milyar 395 milyon dolar olduğunu hatırlatarak, faiz giderinin milli gelire oranının o dönemde yüzde 1,9 olduğunu ifade etti. Bunun 2016'da 5 milyar 630 milyon dolara çıktığını anımsatan Şimşek, milli gelir içindeki payının da yüzde 0,7 olduğunu belirtti.

Özel sektör borçlarının arttığının görüldüğünü söyleyen Şimşek, buna karşın faiz yükü noktasında bu rakamların da resmi son derece net ortaya koyduğunu dile getirdi.

"KÜÇÜK İŞLETMELERE DÖVİZLE BORÇLANMA YASAKLANACAK"

Şimşek, Merkez Bankasının alacağı yetkiyle küçük işletmelere ihracatçı olmamaları halinde dövizle borçlanmayı yasaklayacaklarını bildirdi.

İhracatçılara, son 3 yıllık ortalama yıllık ihracatlarının, belirleyecekleri kata kadar döviz veya dövize dayalı borçlanmaya izin vereceklerini anlatan Şimşek, "Büyük şirketleri de eğer ihracatçı değillerse, mutlaka finansal korumaya zorlayacağız. Yani hedge etmeleri gerekecek. Yani biz borca dayalı bir büyüme modeli değil, sağlıklı bir büyüme modeli üzerinde hemfikiriz, bu konuda hiç tereddüt yoktur." dedi.

Basın mensuplarının konuya ilişkin sorularını da yanıtlayan Şimşek, daha önce bireylerinin dövizle borçlanmasının yasaklandığını ve bunun da çok fayda sağladığını anlattı.

İhracatçıya dövizle ya da dövize endeksli borçlanmanın önünün açık olduğunu belirten Şimşek, bu noktada kapasiteye bakacaklarını aktardı.

Başbakan Yardımcısı Şimşek, şunları kaydetti:

"Örneğin son 3 yılda diyelim ki 100 milyon dolar ortalama ihracat yaptıysa, belki 300 milyon dolara kadar, bunlar da kesin şekillenmedi, bu bir çalışma, belki 3 katı, 5 katı olur bir kata bağlayacağız. Büyük firmalara diyeceğiz ki 'Siz büyüksünüz, siz profesyonelsiniz, kur riski alıyorsanız o kur riskini yöneteceksiniz kendinizi hedgeleyeceksiniz yani finansal korumaya alacaksınız.' Ne kendini hedge etme kabiliyeti olan ne de ihracatçı olan küçük firmaların eşik değerlerini belirleyeceğiz. Özetle kur riskini orta ve uzun vadede çok daha güçlü bir şekilde yöneteceğiz. Zaten bu yönde iletişimini yaptık, bu yasal düzenleme 'torba yasa'da var. Bu yasal düzenleme sonrasında gerekli veriler oluşacak, o eşik değerler belirlenecek, ondan sonra uygulamaya konulacak."

Şimşek, bir soru üzerine de 25 bin firmanın döviz açık pozisyonunun bulunduğunu belirterek, "2 bin firma yüzde 83'üne tekabül ediyor, geriye kalan 23 bin firma yüzde 17'ye tekabül ediyor. Etkilenecek kesim küçük olacak." ifadelerini kullandı.

Mevcut stoka karışmayacaklarını belirten Şimşek, sadece bunun söz konusu düzenlemenin yapıldığı tarihten itibaren yeni borçlanmalara yönelik olacağını aktardı.

Kadın yönetici sayısının artırılması konusunda ilave çaba göstermeleri gerektiğini ifade eden Şimşek, çok başarılı yakın kadın çalışma arkadaşları bulunduğunu söyledi. Hazine'de daire başkanı ve üzerinde 89 yöneticinin görev yaptığını, bunların 22'sinin kadın olduğunu bildiren Şimşek, "Keşke yarı yarıya olsa, ben şahsen bunun doğru olacağı kanısındayım." diye konuştu.

Kamu-özel iş birliği projelerinde bütçe ödemelerinin gelecek yıllarda artacağını dile getiren Şimşek, sözlerini şöyle sürdürdü:

"2017'de Karayollarına 1 milyar 128, Sağlık Bakanlığına 728 milyon lira olmak üzere 1 milyar 856 milyon liralık ödenek söz konusu. 2018'de bu Karayolları için 3 milyar 600 milyon, Sağlık Bakanlığı için 2 milyar 600 milyon lira olmak üzere toplamda 6 milyar 200 milyon lira. Bunlar bütçelendi zaten. IMF'den teknik destekle kamu-özel iş birlikleri çerçevesinde yaptığımız bütün projelerin çok şeffaf şekilde, düzenli olarak küresel normlara uygun raporlanması konusunda Maliye Bakanlığımız çalışma yapıyor. Küresel normlar anlamında da bu konuda standartları koyduğu için IMF ile bir çalışmamız olacak."

"NİYE BU KADAR BORÇLANIYORSUNUZ?"

Şimşek, "vergi düzenlemelerinde geri adım atıldığı" yönündeki değerlendirmelere karşılık, "Bildiğimiz kadarıyla Kurumlar Vergisi'nin genele teşmil edilmesi 3 yıl geçici şekilde, diğer vazgeçtiğimiz vergileri önemli ölçüde telafi ediyor." açıklamasını yaptı.

Borçlanma konusunda atılan adımlara yönelik eleştiriler üzerine Şimşek, şu değerlendirmelerde bulundu:

"Niye bu kadar borçlanıyorsunuz, neye hazırlanıyorsunuz, seçim mi var? Hayır seçim yok. Neye hazırlanıyoruz? İki basit konu var. Birincisi; yılbaşından bu yana bütçe açığımız 31 milyar lira ama öngörülen açık bunun yaklaşık iki katı. Dolayısıyla önümüzdeki dönemde bu açığın finanse edilmesi lazım.

İkincisi; gelecek yılın ilk çeyreğinde 56 milyar liralık borç geri ödememiz var. Sistemimize yönelik bu kadar spekülatif saldırılar varken çok güçlü ve sağlam şekilde yılın ilk çeyreğine girmemiz lazım. Dolayısıyla nakit düzeyimizi ilk çeyreğe girerken yüksek tutacağız ve spekülatif anlamdaki bu tür saldırılara hazırlıklı olacağız. Özellikle faizlerin piyasa gereklerinin ötesinde artmamasını sağlamak üzere bir hazırlık var. Onun dışında hiçbir hazırlığımız yok; bu kadar basit ve net. İki husus var; bir tanesi yılın son 3-4 ayındaki bütçe açığının finansmanı, ikincisi de gelecek yılın ilk 3 ayındaki 56 milyar liraya varan borç geri ödememiz.

Ayrıca bir günlük rakama bakıp 'Bu kadar nakit biriktirmişsiniz, bunun anlamı var mı?' demek bazen çok anlamlı olmayabiliyor. Belki hemen ertesi gün belki maaş ya da yüklü bir borç ödeyeceksiniz. Dolayısıyla olaya bu çerçevede bakmak gerek."

"1 MİLYON İLAVE İSTİHDAMA RAĞMEN..."

Başbakan Yardımcısı Şimşek, işsizlik oranı konusundaki eleştiriler üzerine, Türkiye'de iş gücüne katılım oranı ve çalışma çağındaki nüfusun çok hızlı arttığına işaret ederek, "İşsizlik oranını düşürmek hedefimiz ama gerçekçi olalım. Türkiye eğer 1 milyonun üzerinde ilave istihdam yaratıp işsizliği düşüremiyorsa bunu başarısızlık olarak gösteremezsiniz." ifadelerini kullandı.

Şimşek, altın çıkartıldığında cari açığın milli gelire oranının yüzde 3,6 civarında olduğunu, bu oranın geçen yılın gerisinde kaldığını söyledi.

"DÜŞÜK GELİRLİLERİN YÜZDE 51'İ SİSTEMDE KALDI"

Bireysel Emeklilik Sistemi'nin (BES) "zorunlu hale getirilmesinin" söz konusu olmadığını vurgulayan Şimşek, DASK'ın zorunlu olmasına rağmen düzenli ödemenin çok düşük olduğunu, bunu düzenli hale getirmeye yönelik çalışma yaptıklarını ifade etti. Şimşek, BES'ten çıkış için seçenek bulunduğunu hatırlattı.

Düşük gelirlilerin BES'ten çıktığı eleştirilerinin gerçeği yansıtmadığını dile getiren Şimşek, bu grubun yüzde 51'inin sistemde kaldığını bildirdi. Mehmet Şimşek, "Hedeflerimiz iddialıydı. Sistemde kalan 3,4 milyon ilave katılımcı var, son 9 ayda 1,4 milyar lira birikim bulunuyor. Bu ekonomimiz için, yatırımlar için, finansal piyasaların gelişmesi açısından son derece önemlidir." değerlendirmesinde bulundu.

Şimşek, faiz ödemelerine ilişkin eleştiriler üzerine, şunları kaydetti:

"Türkiye son 15 yılın milli gelire oran olarak en düşük faiz giderini yapıyor. Milli gelire oranla 2017'de faiz giderleri sadece yüzde 1,9 olacak. Gelecek sene 2,1'e yükseliyor yani 71,7 milyar lira. Geçen sene ortalama borçlanma faizimiz yüzde 10,1; bu sene ekim ayı itibarıyla yüzde 11,1. Bir puanlık bir artış söz konusu. Gönül ister ki artmasın. Bunlar bir de nominal rakamlar. 2000'li yılların başında yüzde 30'a yakın reel faiz öderken son 8-10 yılın ortalaması yüzde 3'ün altında, yüzde 1,5-2 civarında bir reel faiz söz konusu."

Özel sektörü dışlama etkisini sınırlamak için bu yıl oldukça çaba gösterdiklerini ifade eden Şimşek, bankacılık sektörünün, bilançosunda tuttuğu Devlet İç Borçlanma Senetlerine (DİBS) ayırdığı kaynağın artmadığını söyledi.

Altın tahvili konusuna da değinen Şimşek, bankacılık sektöründeki kredi-mevduat oranlarını bir nebze yumuşatma, atıl olan kaynakları sisteme kazandırmanın peşinde olduklarını dile getirdi.

Şimşek, cari açığın finansmanının kalitesinde geçen seneye göre bir miktar düşüş yaşandığını kaydederek, "Ben de bunu son dönemde başımıza gelen felaketlerle ilişkilendiriyorum. İnşallah Türkiye hızlı bir şekilde normalleşiyor, en kötüyü geride bırakıyoruz." diye konuştu.

İdeal durumun cari açığın daha kalıcı bir şekilde aşağı çekilmesi olduğunu anlatan Şimşek, "Bu konuda bir başarı var ama yüzde 4 oranında cari açık, hala yüksek bir cari açıktır. Bunun mutlaka ve mutlaka yüzde 3'ün altına indirilmesi, doğrudan yatırımların milli gelir içindeki payının en az yüzde 2 ve üzerine çıkarılması ideal bir durum olur." değerlendirmesinde bulundu.

Bankacılık sektörünün karlarına da değinen Şimşek, öz kaynak karlılığının esas alınması gerektiğini belirtti.

Türkiye'de şu anda enflasyonun yüzde 11 civarında seyrettiğini hatırlatan Şimşek, "Yılın tamamı için yüzde 15 civarı bir öz kaynak karlılığı söz konusu. Tabii ki bu bazı ülkelerden daha düşük, bazı ülkelerden daha yüksek. Daha yüksek olduğumuz ülkeler, enflasyonun daha düşük olduğu ülkelerdir. Burada önemli olan bankacılık sektörünün sağlığıdır." açıklamasını yaptı.

"KİTLE FONLAMASI BÜTÇE DIŞI BİR FON DEĞİL"

Yapısal reformlar hakkında da konuşan Şimşek, bu konuda zamanlama, sıralama ve kaynağın önemine işaret etti.

Türkiye'nin başına son yıllarda iç ve dış kaynaklı çok sayıda felaket geldiğini, bu durumun sistemden oksijeni aldığını vurgulayan Şimşek, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Ama önümüzdeki bir yılı bir fırsat penceresi olarak görüyorum. Kitle fonlamasına ilişkin kaygıları dikkate alacağız. Biz bütçe dışı bir fon kurmuyoruz. Sadece teknoloji anlamında gelecek vadeden şirketlere kaynak aktaracak fonlara katkıda bulunmak amacındayız. Bütçe dışı bir fon kurma gibi bir çaba asla söz konusu olamaz."

Altın ticaretine ilişkin soruları da yanıtlayan Şimşek, bazı yıllarda ithalatın, bazı yıllarda ise ihracatın arttığını dile getirdi. Yurt içinde gerek kur gerekse altın fiyatlarının yükselmesi nedeniyle vatandaşların altına rağbet göstermiş olabileceklerini anlatan Şimşek, bazı ülkelerde de benzer trendlerin görüldüğünü, bu durumun altında bir şey aranmaması gerektiğini ifade etti.

KGF TEMİNATLI KREDİLER

Kredi Garanti Fonuna (KGF) ilişkin soruları da yanıtlayan Şimşek, 30 Eylül itibarıyla kefalet sistemi kapsamında kullanılan kredilerin yüzde 58'inin ilk kez, yüzde 28,5'inin ilave kullandırılan krediler olduğunu, teminatlandırılan kredilerin ise toplam kredilerin yüzde 4,7'sini oluşturduğunu aktardı.

Sağlanın kredilerin yüzde 92,4'ünün işletme, yüzde 2,5'inin yatırım, yüzde 5'inin gayrinakdi kredilere tahsis edildiği bilgisini veren Şimşek, "Fakat bizim tahminimiz şu; proje kredileri daha teferruat istiyor, daha güçlü başvuru istiyor. Tahminim, KOBİ düzeyindeki bazı firmalar buna hazır değiller, bunu işletme kredisi olarak talep ediyorlar. Dolayısıyla ben burada ciddi bir sorun görmüyorum." ifadelerini kullandı.

İhracatçı firmalara verilenlerin toplam krediler içindeki payının yüzde 13 düzeyinde olduğunu da kaydeden Şimşek, şunları söyledi:

"KGF'nin başlangıçta parametrelerini oldukça temkinli tuttuk. Sisteme yönelik ciddi bir şok vardı. Ülke bir darbe girişimi yaşamış, çok ciddi bir terör var. Biz, 'Sakin olun' dedik, 'Özellikle KOBİ'lere kefil olacağız' dedik. Çünkü KOBİ'ler bu ekonominin omurgasını oluşturuyor. Ne yaptık? 'Yüzde 7'ye kadar sizin (banka) ilk kayıplarınızı yani batıklarınızı karşılarız' dedik. Şu anda binde 0,7. Çünkü vatandaş devlet üzerinden bir imtiyaz kazandığı zaman ona çok özen gösteriyor. Ben inanıyorum ki bırakın yüzde 7'yi, sektör (bankacılık) ortalaması olan yüzde 3,1'e bile ulaşmayacak."

Başbakan Yardımcısı Şimşek, şu anda kullanılmamış 50 milyar liralık kefalet imkanı bulunduğunu belirterek, bu yıl sonuna kadar muhtemelen 18 milyar liralık, gelecek sene de 50 milyar liralık geri ödeme olacağını ifade etti. Şimşek, "Biz bunları bundan sonra genel anlamda kullandırtmayacağız. O yüzden ben burada bir risk görmüyorum." dedi.

Görüşmeler sonunda Hazine Müsteşarlığı, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu, Sermaye Piyasası Kurulu ve Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının 2018 yılı bütçeleri komisyonda kabul edildi.

Etiketler: mehmet şimşekEkonomi bakanıbaşbakan yardımcısı